Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..)  (Okunma Sayısı 1365 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« : Temmuz 30, 2007, 00:09:33 »

Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..Tüm siyasi kavramlar burada..
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 8852


View Profile
Re: Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..)
« Posted on: Eylül 08, 2008, 13:25:27 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) oyunları, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) programı, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) oyunu indir, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) program yükle, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) download, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) hikayeleri, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) resimleri, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) haber, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) yükle, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) videosu, Siyasi İdeolojiler (Ne anlattığını bilmeden siyaset yapamazsınız..) msn eklentisi, şarkı sözleri
Logged
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #1 : Temmuz 30, 2007, 00:11:28 »

     
Cumhuriyetçilik ..



Cumhuriyetçilik ilkesi Kemalist ilkeler arasında yer alan Cumhuriyetçilik esas itibariyle Demokrasinin devlet şekline uyarlanmış hali şeklinde tanımlanır. Farsça halk demek olan "Cumhur" kelimesinden gelir. Bu bakımdan Halk ve yönetim kelimelerinin bir araya geldiği "Demos" ve "Kritos" yani demokrasi sözcüğünün eş anlamlısı kabul edilebilir.

Atatürk için, Kemalizmin "cumhuriyetçilik" ilkesi ile "demokrasi" eşanlamlı idi:

“ Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. Milli egemenlik esasına dayalı memleketlerde siyasi partilerin var olması tabiidir. Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur. ”
 

Atatürk için, demokrasi herşeyden önce bir özgürlük sorunuydu:

“ İrade ve egemenlik milletin tümüne aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi sosyal yardım veya iktisadi teşkilat sistemi değildir. Demokrasi maddi refah meselesi de değildir. Böyle bir görüş vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyaçlarını uyutmayı amaçlar... Bir ulusu oluşturan bireylerin o ulus içinde, her çeşit özgürlüğü, yaşamak özgürlüğü, çalışmak özgürlüğü, düşünce ve vicdan özgürlüğü güven altında bulunmalıdır. ”
 

Atatürk'ün kendi el yazısı ile kaleme aldığı ve halka demokrasiyi ve özgürlüğü öğretmek için ele aldığı "Medeni Bilgiler" kitabında "kamuoyu" şöyle anlatılıyordu :

“ Ulusal egemenlik temeline dayalı temsili bir hükümette kamuoyu büyük rol oynar. Basın yayın ve toplantı özgürlükleri olmadan ve kamuya ilişkin işler hakkında geniş bir eleştiri ortamı bırakılmadan kamuoyu görevini yerine getiremez. Ulusal egemenlik ve temsili hükümet düşüncesinin yayılması ve yükselmesi ancak kamuoyunun etkinliği ile olabilir. ”
 

Aynı kitabında Atatürk'ün "basın özgürlüğü" ile ilgili görüşleri de şöyleydi:

“ Basın yayın özgürlüğünden ortaya çıkabilecek olumsuzlukları ortadan kaldıracak etkin yol, kesinlikle geçmişte olduğu gibi basın yayın özgürlüğünü kısıtlama yolu değildir. Basın yaın özgürlüğünden doğacak sakıncaların ortadan kaldırılması yolu, yine doğrudan basın yayın özgürlüğüdür. ”
 

Atatürk'ün daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi adını alacak olan "Halk Fırkası"nın tüzüğünü hazırlarken, bu partinin "laik demokrat" olduğunu vurgulamaya özen göstermiştir. Zamanın Fransa Büyükelçisi'ne söyledikleri ise onun demokrasi anlayışını göstermektedir.

“ Kişisel iktidar gibi zararlı bir örnek bırakarak ölmeyeceğim. Parlamenter bir cumhuriyet kuracağım. ”
 

Atatürk elinde hem padişah hem de halife olacak kadar gücü olduğu halde Cumhurbaşkanlığını bile geçici bir görev olarak düşünmekteydi. Fethi Okyar'ın 9 Ağustos 1930 tarihli mektubuna verdiği yanıtta şu satırlar vardır:

“ Bildiğiniz gibi resmi görevim dolayısıyla ben bugün Cumhuriyet Halk Fırkasının Genel Başkanlığını fiilen yapamamaktayım. Fiili Başkanlık İsmet Paşa tarafından yerine getirilmektedir. Cumhurbaşkanlığı görevimin bitiminde, bizzat kurduğum Cumhuriyet Halk Fırkasının Başkanlığını fiilen yerine getireceğim tabiidir. ”
 


 Kavramın gelişimi  [değiştir]Ali Suavi, Namık Kemal ve başka Genç Osmanlılar özellikle Amerikan ve Fransız devrimlerinin de etkisiyle sultanın otoritesini kısıtlayacak bir rejim talep ediyorlardı. Özellikle II. Abdülhamit döneminde Fransız filozoflarının görüşleri Jön Türkler arasında geniş ölçüde yayıldı. Atatürk de bu oluşumun bir parçasıydı. Bununla birlikte Atatürk'e kadar reform düşüncesi meşrutiyet fikrinin ötesine geçmemişti.

Cumhuriyet düşüncesinin gelişme fırsatı bulması özellikle Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen dönemde mümkün oldu. Savaştan sonra Rusya, Almanya ve Avusturya gibi imparatorluklar yerlerini cumhuriyet rejimlerine bıraktı. 1918'de Azerbaycan ilk Müslüman cumhuriyet olarak kuruldu. Rusya'daki diğer Müslüman halklar da kendilerini cumhuriyet olarak ilan etti. Cumhuriyet fikri böylece bütün Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya yayıldı.

Atatürk'ün cumhuriyet kurma projesini ne zaman planlamaya başladığı tam olarak bilinmemektedir. Ama daha 1919'daki milliyetçi toplantıların raporlarına bakarak bağımsızlık mücadelesinin başından itibaren Atatürk'ün cumhuriyetçi fikirlerden etkilenmiş olduğu söylenebilir.[1] Ancak sultanlığa ve halifeliğe bağlılığın kuvvetli olması nedeniyle Atatürk ve onun gibi düşünenler fikirlerini gerçekleştirmek için beklemek zorunda kaldılar. Cumhuriyet halifeliğin kaldırılmasından neredeyse bir yıl sonra ilan edildi.
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #2 : Temmuz 30, 2007, 00:12:27 »

   
Milliyetçilik


Milliyetçilik, Ulusçuluk ya da Nasyonalizm kendilerini birleştiren dil, tarih, kültür bağlarından dolayı ulusal bir topluluk oluşturma bilincine varan ve bağımsız bir devlet kurmak isteyen kimselerin oluşturduğu siyasal hareket. Kendi ulusuna bağlılığının uluslararası ilkelere bağlılıktan ya da bireysel çıkarlardan daha önemli olduğunu ileri süren görüş.

Millet terimi  :     Kavram olarak Latince nasci’den (doğmak) gelir. Kültürel, siyasal ve psikolojik olguların birleştiği kapsamlı bir terimdir.Objektif açıdan bakıldığında dil, din ve ortak tarihten en az birine veya hepsine sahip topluluktur. [İsviçre]]’de üç ayrı dil konuşulmasına rağmen yüzyıllardır ortak tarihleriyle bir arada durmaktadır. Bunun yanında Almanya’da Protestan ve Katolik gruplar birlikte yaşamalarına rağmen, ortak dilleri ve ortak tarihlerin birleştirici özelliği ile milliyetçi gerilimler gündemde dahi yer alamayacak kadar küçük çaptadır. Bu halde diğer sosyal gruplardan farklı şekilde, bir topluluğu millet olarak anmamız, o topluluğun mensuplarının kendilerini bir ulusun üyeleri olarak kabul etmelerindendir. Bu bir ulusu bir etnik gruptan ayıran şeydir. Hiç şüphesiz, bir etnik grup bir topluluk kimliğine sahiptir fakat, ulustan farklı olarak o kolektif siyasi emellere sahip değildir. Bu anlamda ulus psiko-politik bir olgudur.


 Kültürel olarak millet  :    Milletlerin kültürel bir varlık olarak tanımlanmasının geçmişi 18. yüzyıl sonlarında Alman düşünür Herder’in yazdıklarına kadar dayanır.Ona göre toplum çevresindeki doğal olaylardan etkilenir ve buna göre milli bir topluluğu diğerlerinden ayıran gelenek, yaşayış ve düşünce biçimleri ile gelenekler gibi karakteristik özellikler ortaya çıkar. Herder’e göre uluslar çok eski zamanlardan beri vardır ve gelecekte de varlığını devam ettirecek olan doğal bir durumdur.

Alman Friedrich Meinecke, Yunan, Alman ve Rus milliyetçiliklerini örnek göstererek siyasi çabalardan çok kültürel tarihi bağlara dayanan milliyetçiliği kültürel milliyetçilik olarak tanır. Meinecke bu tanımla kültürel milliyetçilik ile siyasi milliyetçiliği ayırmada önemli bir çaba sarf etmiştir.


 Siyasî olarak millet  :       Ulusların siyasi varlık oldukları görüşü vatandaşlık bağlarına dayanır. Bu düşünce dolaylı olarak, genellikle Jean Jacques Rousseau’ya dayandırılır. Eric Hobsbawm bu görüşü bir derece ileri götürerek “milletler milliyetçiliği değil, milliyetçiliğin milletleri yarattığı” görüşünü dile getirir. Örnek olarak, yaygın bir milliyet bilinci 19. yüzyılın sonuna kadar gelişmemiş; muhtemelen milli bayrak ve milli marşların icadıyla ve özellikle kitlesel eğitimin yaygınlaşması ile moda haline gelmiştir.

Ayrıca günümüzde ABD milliyetçiliği gibi ortak kültür, tarih ve hatta dile sahip olmayan fakat kitlesel eğitim ile ortaya çıkarılmış milliyetçilik bu görüşün en önemli örnekleri arasında yerini alır.

Üçüncü dünya ülkelerindeki milliyetçilikte, emperyalizmden kurtulma çabaları içerisinde milli bir varlık oluşturma temelinde güçlü bir şekilde anti-emperyalist içerik taşır.


 Milliyetçiliğin çeşitleri  :        Anarşizm dışında tüm ideolojiler muhafazakarlar, liberaller, sosyalistler, faşistler ve hatta komünistler milliyetçiliğe ilgi duymuşlardır. Bu durum milliyetçiliği çeşitlendirmiştir. Belli başlı milliyetçilik çeşitleri:

Liberal milliyetçilik
Muhafazakar milliyetçilik
Yayılmacı milliyetçilik
Anti-emperyalist milliyetçilik

 Liberal milliyetçilik   
Kökenleri Fransız Devrimi’ne dayanır. O dönem Avrupa’da liberal olmak milliyetçi, milliyetçi olmakta liberal olma anlamına gelmekteydi. Woodrow Wilson’un ‘On dört Prensibi’ liberal milliyetçiliğin en açık ifadesidir. Liberal milliyetçilik kısa olarak milleti doğal bir varlık olarak görmekle Rousseau’nun halk egemenliği fikrini birleşmiş halidir.


 Muhafazakar milliyetçilik
Muhafazakar milliyetçilik, ‘kendi kaderini tayin’ ilkesi yerine yurtseverlik ve sosyal bütünlük ilkeleri üzerine kuruludur. Ulusun tehdit altında olduğu algısından ilham alır.Bu bağlamda muhafazakarlar milliyetçiliği sosyalizmin panzehiri olarak görmüşlerdir: yurtsever bağlılıkları sınıf dayanışmasından güçlü olduğu zaman işçi sınıfı fiilen ulusa entegre olmuşlardır. Dış tehditleri ise göç ve ulusüstücülüktür.


 Yayılmacı milliyetçilik   
Bu görüşe göre ulus her şey birey hiçbir şeydir. Bireyin varlığı ancak kendini ulus için feda ederse anlamlı olur. Milliyetçiliğin bu yorumu, farklı biçimlerde şovenizmle ilişkilendirilir.’Milliyetçi şovenizm, bir kişinin kendi grubunun veya halkının hakimiyetine olan akıl dışı inancıdır. Milli şovenizm bu sebeple bütün milletlerin eşit olduğu fikrini reddeder.’


 Anti-emperyalist milliyetçilik   
Bu düşünce, özellikle Asya ve Afrika’da sömürgeci yönetimlere karşı mücadeleyle ortaya çıkmıştır. İlginç tarafı Avrupa’da oluşturulmuş prensipleri gene Avrupa’ya karşı kullanmış olmasıdır. Sosyalizm’de anti-emperyalist düşünce içerisinde milliyetçilikle birleşmiştir. Marksizm sömürü ve eşitsizlik hakkındaki doktrinleriyle bu ülkelerdeki milliyetçiliğe bir bakıma ilham olmuştur.


 Avrupa’da milliyetçilik
Ulus kavramı kültürel açıdan 16. yüzyılda Avrupa’da özellikle İngiliz, İspanyol ve Alman halkları arasında gelişmeye başlamıştı. Milliyetçilik kavramının dönüm noktası ise onu aynı zamanda siyasallaştıran olay Fransız Devrimi’dir. Fransız Devrimi’ne göre “ulus”, herkesin eşitliğine ve halk egemenliğine dayanan ve siyasî bilince sahip tüm vatandaşlardan meydana gelen bir organdı. Bu tanım Fransa’yı tek parça haline gelmesini sağlıyordu. Papaz Sieyes söyle diyordu:”Soylular, din adamları ve “üçüncü zümre”den oluşan üç zümre arasında, toplumu emeğiyle ayakta tutan sadece üçüncü zümreydi.Birinci ve ikinci zümreler aslında ulusun parçası değildi. Çünkü toplumun refahına hiçbir katkıda bulunmuyorlardı:O zaman üçüncü zümre neydi?Her şey!” Fransa’da siyasî açıdan sağlanan ulusal birliğin kültürel açıdan sağlanması oldukça geç dönemlere 20. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Buna karşın Napolyon’un savaşlarında milliyetçiliği propaganda amaçlı kullanmasıyla Milliyetçilik Avrupa’da büyük bir hızla yayıldı.Bundan sonra Avrupa’da imparatorlukların yıkılıp yerine ulus-devletlerin kurulduğu devrimci milliyetçilik dönemi gelişti. Avrupa’da ulus-devletlerin kurulma aşamasının tamamlanması ve sanayi devrimin etkileriyle milliyetçilik yeni bir döneme girdi. Avrupa devletleri artık yayılmacı bir politika izlemeye başlamış ve emperyalist milliyetçiliği öne çıkarmışlardı. Bu tür milliyetçiliğin tüm Avrupa’da yayılması 1. Dünya Savaşı’na sebep olmuştur. Bu savaşın sonunda yapılan anlaşmalar neticesinde:

Anlaşma maddeleriyle milli kimliklerine hakaret edildiği düşüncesiyle Alman halkı,
Savaş sonunda abartılmış toprak beklentileri karşılanmayan İtalyan halkı
Milliyetçiliğin en aşırı ucu olan Faşizme yönelmesi 2. Dünya Savaşı'na sebep olmuştur. Avrupa’nın diktatörlükleri yıkıldıktan sonra Sovyet Rusya’nın komünizm propagandasına karşılık Avrupalılar tekrar milliyetçiliğe sarılmışlardır.


 Türkiye’de milliyetçilik  :
Türk milliyetçiliği, milliyetçiliğin genel kabul görmüş çeşitlerinin yanında kendine has milliyetçilik türlerini içeren bir yapıya sahiptir.

Alttaki tüm milliyetçilik türleri Turancı olmak üzere ilk Turancı Enver Paşadır.


 Sosyalist Milliyetçilik  :        Milliyetçiliğin sosyalist yorumu Türk solu üzerinde de etkili olan Sultan Galiyev tarfından geliştirilmiştir. Bu görüşün arkasında yatan, anti-emperyalizm ve milli devlet fikridir. Galiyev’e göre milliyetçilik sınıf kavramıyla yer değiştirmeli böylelikle sınıf çatışmalarının olmadığı bir toplum yaratılmalıdır.


 Liberal-muhafazakar milliyetçilik :  Ziya Gökalp’in Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak başlığını taşıyan kitabı Türkiye’de Liberal-muhafazakar milliyetçiliğin kaynağı sayılır.‘’Üç Tarz-ı Siyaset’’ başlıklı, daha sonra kitap halinde basılan makalesinde Türkçülüğü, Osmanlıcılık ve İslamcılık karşısında tek kurtuluş çaresi olarak gören Yusuf Akçura, daha sonra liberal milliyetçiliğin de önemli isimlerinden biri olmuştur.

 Atatürk milliyetçiliği
AtatürkAtatürk’e göre Avrupa uluslar topluluğunun fiziki sınırlar dışında, bu sistemin üstünlüğüne karşı mücadeleler mutlaka ulusçu nitelikte olmalıydı. Atatürk’ün amacı ulusal ve savunulabilir sınırlar dahilinde, bir Türk ulus-devletini kurmak için Türk milliyetçiliğini öne çıkarmaktı.Atatürk milliyetçiliği din ve ırk ayrımından uzak, ortak yurttaşlık temelindedir. Kemalistlerin anlayışına göre milliyetçilik temelde Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü korumayı ve ülkenin birliğini tehdit edebilecek ayrılıkçı akımları engellemeyi amaçlıyordu. Recep Peker 1931 yılında bu sorunu şöyle anlatıyordu:

"Bizim aramızda yaşayan, politik ve sosyal bağlarla Türk milletine ait olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz: aralarında 'Kürtçülük', 'Çerkezlik' ve hatta 'Lazlık' gibi fikirler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize aittir. Mevcut yanlış anlayışlar ancak mutlakiyet yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayıyoruz."
Kemalistler böylece teorik düzlemde ırk, din ve etnik köken konularını vurgulamaktan çok, dil ve kültür üzerinde durarak bir ulus tanımı yapmaya çalıştılar ve o zamana kadar Türk ulusu içinde asimile olmamış etnik grupların böylesi bir Türkleştirme politikası ile kaynaşacaklarını umdular. Ulus tanımı yapılırken dil birliği üzerine bu vurgu, daha önceleri Ali Suavi, Şinasi, İsmail Gaspıralı, sonraları Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura, Fuat Köprülü ve Mehmet Emin Yurdakul tarafından ön plana çıkartılmıştı. Bu anlamda tümüyle özgün değildi.

İslam'ı imparatorluğu bir arada tutmanın bir aracı olarak gören Jön Türkler'den farklı olarak Kemalistler sekülerdi. Ancak yine de uygulamada dine belirli oranda önem veriyorlardı. Türkleştirilmiş bir İslam üzerinde durarak, bunun milli Türkiye fikrinin oluşmasında pekiştirici bir etkisi olacağını düşünüyorlardı.

Yine Jön Türkler'in tersine Kemalistler hem Enver Paşa'nın temsil ettiği Turancılık'ın askeri-siyasi sonuçlarını görmüş olduklarından, hem de SSCB ile ilişkilerini bozmak istemediklerinden ırk kavramını kendi ulus tanımlamasında ön plana çıkartmıyorlardı. Ancak dönemin yayın organları gibi ders kitapları da ırk düşüncesi üzerinde duruyordu. Ayrıca Turancılık 1944 yılına kadar yasaklanmamıştı.

Paul Dumont Kemalist milliyetçiliği şöyle özetlemektedir:

"Kemalizm dil ve kültür birliği kartlarını oynamaya karar vermişti; henüz toplumla kaynaşmamış azınlıkların sorunlarını çözmek için dil ve kültürleri fethetme ilkesine dayanıyordu. Ancak bu arada, gerekli olduğu zaman kullanabilmek amacıyla bazı belirsiz kartları da koz olarak saklamaktaydılar."
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #3 : Temmuz 30, 2007, 00:13:32 »

Sosyalizm

Sosyalizm veya toplumculuk, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir..

Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder. Marksizm sosyalizmin teorik ve felsefi zemini,komünizm sosyalizmin ardılı olarak gelişecek toplumsal sistemdir.

Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827’de İngilizcede, özgönderimsel olarak, Robert Owen’ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır. Fransa’da, yine özgönderimsel olarak, 1832 yılında l’Encyclopédie nouvelle’deki Saint-Simon, ardından Pierre Leroux ve J. Regnaud’un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımı hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre işleyip, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19. ve 20. yüzyıla dayanan bir ortak tarihle bağlandıklarını kabul edeceklerdir
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #4 : Temmuz 30, 2007, 00:14:46 »

Marxizm

Marksizm, "bilimsel sosyalizm" olarak bilinen ideolojinin kurucu isimlerinden Karl Marx'ın görüşlerini temel alan öğretinin genel adı.
Marksizm bir öğreti olarak siyasal, ekonomik ve felsefi bir bütünlük içerir.

Marksizm, ideolojik alanda, esas olarak sınıflar savaşımı teorisini ortaya atan ve bu savaşımın zorunlu sonucu olarak proletarya diktatörlüğüne ve oradan da toplumsal eşitlik ve özgürlük dünyası komünizme varılacağını öngören bir öğreti olarak tanımlanır. Marksizmin farklı türleri olmakla birlikte, bu türlerin ortak öğeleri bulunmaktadır. Ancak Marksizm türleri, bu öğelerin tanımlanmasinda da farklılıklar gösterir.

Örneğin, kullanılan yöntem, aynı zamanda Marksist felsefi düşüncenin tanımlamasını da veren ve bilimsel bir yöntem olarak sunulan diyalektik materyalizmdir. Marx diyalektiğiHegel'den almış, onu materyalizm temeline oturtmuş ve kendi ifadesiyle, Hegel'in başaşağı duran yöntemini ayakları üzerine doğrultmuştur.Diyalektik materyalizm bu bileşimin bir ürünüdür.Marx, Feuerbach'ın materyalizmini eleştirmiş ve Feuerbach, dinsel özü, insan özüne indirger.Ama insan özü,tek tek bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir.Bu öz aslında toplumsal ilişkiler bütününüdür.demiştir. Diyalektik materyalizmin toplumsal-tarihsel alana uyarlanmasıyla da ortaya yeni bir paradigma "tarihsel materyalizm" çıkmıştır.Birçok sosyal bilimci çalışmalarını bu paradigma temelinde yapılandırmıştır.

Diyalektik ve tarihsel materyalizm sayesinde, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren açıklanması ve özellikle sınıflı toplumun kuruluşu, ilkel komünal toplumdan komünizme gelişmesi ve varacağı aşamaların maddi toplumsal yapıdan çıkarılması amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Bu toplumsal-tarihsel gelişme temelde maddi bir süreçtir, yani her tür iradeden bağımsız olarak, kendi iç yasaları gereği bu süreç ilerlemektedir. Bununla birlikte Marksizm'de iradenin yadsındığı söylenemez, aksine belirgin bir sekilde iradeye yer verilir. Bu irade bireylerin ya da belirli bir gurubun iradesi değil, işçi sınıfının iradesidir. Burada Marx'ın teorisi, toplumsal maddi koşullar ile işçi sınıfının iradesinin çakışmakta olduğunu öne sürer. Bu şekilde Marx, kapitalist toplumsal yapının çözümlemesine, maddi çelişkilerinin ortaya konulmasına ve bunların değiştirilmesinin yöntemlerinin bulunmasına yönelir. Çünkü, Marksizmin düsturlarından ilki, aslolanın dünyayı anlamak değil onu değiştirmek olduğudur.

Marksizm siyasal, toplumsal ve kuramsal/felsefi alanda son iki yüzyılın ana akımlarından birisi olmuştur. Ekonomiden siyasete, ideoloji teorisinden edebiyat kuramlarına, bilim felsefesinden estetiğe kadar pek çok alanda Marksizm önemli bir çığır açmıştır. Bu eğilimlerin başat özellikleri ise, materyalizmde ısrar ve mevcut olanın eleştirisi olarak belirtilebilir. Gerçi Sovyetler Birliği gibi bazı örneklerde, Marksizm, mevcut olanın savunulması konumuna geçmiştir, ama bu tutuculuğun eleştirisini yapan Marksizm yorumları da olmuştur.

Bu bakımdan Marksizm yalnızca Marks ve Engels gibi teorisyenlere ya da Lenin ve Mao gibi Marksist siyasetçilere ait bir şey değildir; aksine, Marksizm, Marksist düşüncenin doğumundan bugüne kadar, teorik ve politik alanda Marksist olarak etkinlik gösterenlerin tümünü kapsamaktadır
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #5 : Temmuz 30, 2007, 00:15:37 »

Ülkücülük

Türk siyasetinde özellike 70'li ve 80'li yıllarda oldukça aktif rol alan milliyetçi muhafazakar ideoloji. Kökenleri Ziya Gökalp'a kadar uzansa da gerçek anlamda kurucusu Alparslan Türkeş'tir. Ülkücüler genellikle MHP'yi desteklerler.

Ülkücüler kendilerini milliyetçi olarak tanımlarlar ve ırkî kökene dayanan bir millet anlayışını savunur kültür kökenli millet anlayışınada ne kadar çok önem verdiklerini belirtirler. Ülkücüler Türk-İslam Devleti tarihini özgeçmişi olarak kabul eder Milliyetçi Hareket'in Atası olan Alparslan Türkeş'in yolunuda devam ederler.

Ülkücülük Komünizm ve Liberalizme karşı çıkar.Destekleyenleri tarafından "üçüncü yol" (1945 sonrasında oluşan çift kutuplu dünyaya atfen) olarak tanımlanır. Ülkücülüğün teorik içeriği ve fikirler bütünü 9 Işık adlı kitapta ortaya konulmuştur.

Ülkücülük günümüzde sadece Türkiyede değil Türk dünyasında(Irak Türkmenleri, Azeriler) da destek görmektedir
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #6 : Temmuz 30, 2007, 00:16:42 »

Liberalizm 

Liberalizm veya erkincilik, özgürlüğü birincil politik değer olarak ele alan bir ideoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır. Genel anlamda liberalizm, bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olduğu, din, devlet ve kimi zaman kurumların gücünün sınırlandırıldığı, düşüncenin serbest bir şekilde dolaştığı, özel teşebbüse olanak sağlayan bir serbest piyasa ekonomisinin olduğu, hukuğun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modeli ve toplumsal hayat düzeni hedefler. Liberal demokrasi olarak adlandırılan bu devlet düzeni, açık ve adil bir seçim sistemi ile birlikte tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu ve fırsat eşitliğine sahip olduğu bir sistem olarak modellenir.

Kralların doğal yönetim hakkı, veraset sistemi, devlet dini gibi eski devlet teorisini oluşturan birçok temel kabule liberalizm karşı çıkar. Tüm liberaller bireyin yaşama hakkı, özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel insan haklarını kabul eder ve desteklerler. Bununla birlikte birçok ülkede modern liberalizm, toplumsal refahın sağlanması açısından, devletin birey özgürlüğü üzerinde minimal bir kısıtlayıcı gücü olmasını savunarak klasik liberalizmden ayrılır.

Liberalizmin kökleri batı aydınlanma sürecine dayansa da, bugün için terim sağdan sola siyasal yelpazenin farklı noktalarını kapsayan, özgürlük temelli bir düşünce çizgisini tanımlar.
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #7 : Temmuz 30, 2007, 00:17:44 »

   
Ulusalcılık


Sağ ve sol unsurların bir arada barındığı anti-emperyalist söylemdir. Milliyetçilik ve ulusalcılğın kelime anlamları aynı olsa bile Türkiye'de farklı grupları ifade etmektedir.[5]

Milliyetçilik, Anayasa'nın başlangıç bölümüne alınmış, orada da, şu ifadeyle tanımlanmıştır: "... Bütün fertlerini, kaderde kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler erafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak milli birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk milliyetçiliği..." Anayasa'nın başlangıç bölümünde bu tanımın hemen arkasından Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi de tekrarlanır ki, bu da, Türk milliyetçiliğinin kendi içinde olduğu gibi, başka milletlerle de barış içinde ve dostça yaşama arzusunu vurgular.

Ulusalcılık en başta "sağcı faşist milliyetçilerden" kendilerini ayırmak isteyen solcuların icat ettikleri ve kendi ayrıksılarını ifade etmeye çalıştıkları neolojizm iken zaman içinde kelimenin mana değiştiren "ulusalcılık" kavramları bu ittifakın(Kızılelma ittifakı) tanımlayıcı üstçatısı oldu.[1]

Ulusalcılık terimi aynı zamanda günümüzde miliiyetçiliğin taşıdığı Türk-İslam sentezi misyonu altında birleşmekten uzak olup, anayasada belirtilmiş milliyetçilik tanımını savunmaktadırlar. Ulusalcılıkta esas amaç emperyalizm karşıtlığıdır
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #8 : Temmuz 30, 2007, 00:19:10 »

Sosyal Demokrasi

Sosyal demokrasi, kapitalizmin yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlikleri demokratik sistem içinde kabul edilebilir düzeye indirmeyi amaçlayan siyasi ideoloji.

Sosyal Demokrat partiler, Sosyalist Enternasyonal çatısı altında örgütlendi. Sosyalist Enternasyonal'in tanımına göre, sosyal demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet, dayanışma temellerine oturur.

Sosyal demokrasi olgusu, 19. yüzyılın ikinci yarısından beri emekçi sınıfların yürüttüğü sosyal ve siyasal mücadeleler ile egemen sınıfların verdikleri ödünler sonunda varılan uzlaşmanın ürünüdür.Bu süreçte klasik liberal demokrasinin temellerini oluşturan değerler sistemi (kapitalizm,siyasal demokrasi,çoğulculuk vb) korunmuş, ama sosyal adalet, sosyal devlet, sosyal haklar gibi yeni değerlerle beslenmiştir

Sosyal Demokrasi hareketi önceleri Vladimir Lenin gibi devrimci sosyalistleri de kapsıyordu. Daha sonra evrimci yaklaşım baskın çıktı ve sosyal demokrasi proleter devrime karşı bir ideoloji halini aldı. Sosyal demokrasinin bu evrimci yaklaşımının en önemli temsilcisi, Eduard Bernstein'dır.

Sosyal demokrasi anlayışının devlete sosyal ödevler yükleyip ekonomik yaşama halk kitleleri yararına müdahale olanakları sağlaması sınıflararası farklılık ve gerginlikleri yumuşatıcı bir rol oynamış, kapitalizmi ve Batı tipi demokrasiyi aşmayı amaçlayan radikal devrimci akımlara karşı da bir set oluşturmuştur.Bu açıdan, bir olgu ve anlayış olarak sosyal demokrasi, sosyal demokrat akım ve hareketlerin 20. yüzyıldaki felsefe ve programlarına denk düşer.

Devrimci sosyalistler, sosyal demokrasiyi kapitalizmle işbirliği yapmakla suçlar, "reformizm" adını verir. "Reformist", sol ideoloji taraftarları arasında aşağılayıcı bir tanımdır.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyal_demokrasi"'dan alındı
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
z£LaL
¯`'•.«cHaRm£D».•'´¯
Super Moderatör
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7204


¤ۣۜ..¤|K|ü|B|R|A|¤ۣۜ..¤ ღ мuтluluquη вaѕкєηтĩ ღ


« Yanıtla #9 : Temmuz 30, 2007, 00:19:56 »

Leninizm

Leninizm, Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teoridir. Marksizm`in bir kolu ve aşaması olarak ele alınır, Bolşevik lider Vladimir Lenin tarafından geliştirildiği kabul edilir. Yaklaşıma göre Lenin, Marx'ın temel eserini üç temel noktada, yani felsefe, ekonomi ve siyasal alanlarda geliştirmiş, onu yeni koşullara uygun bir öğreti olarak ve temel ilkelerinden sapmaksızın yeniden üretmiştir.

Kısacası Leninizm, Marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanması olarak anlaşılır. Leninizm kavramı, yeni olgular ve yeni bilimsel gelişmeler doğrultusunda Marksizmnin yeniden gelistirilmesi gereği üzerinden değerlendirilir ve Marksizmin devrimci ve bilimsel özüne uygun olarak geliştirilmesi olarak anlaşılır.

"Leninizm" terimi Lenin hayattayken çok kullanılan bir terim değildir, ançak sağlık sorunları sebebiyle ölümünden bir süre önce, Sovyet hükümetinde aktif rolünü sonlandırdıktan sonra sıklıkla kullanılmaya ve yaygınlaştırilmaya başlandı. Asıl olaraksa 5. Komünist Enternasyonal`de (Komintern) Grigory Zinoviev "Leninizm" terimi kullandı ve popüler etti. Bu tarihten itibaren, Leninizm formülasyonu, Marksizm içinde, onun yeni bir aşaması olarak formüle edildi ve kuramsallaştırıldı.
Logged

Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...

Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...

Bakmayın çevremi kuşatanlara;
Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Z£LaL
SuperNetim.Com
   

 Logged
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: