|
|
 |
« Yanıtla #90 : Ağustos 05, 2007, 17:27:39 » |
|
Yaz sıcaklarında insanların serinlemek için başvurdukları yöntemlerden biri olan saçların soğuk suyla ıslatılmasının aslında yanlış bir yöntem olduğu doktorlar tarafından vurgulanıyor.
Saçların sıcak havalarda ıslatılmasının yanlış olduğunu vurgulayan uzmanlar, bunun sonucunda saç diplerinde ısı dengesinin bozacağını belirtiyorlar. Saç diplerindeki dengenin bozulmasıyla da başta sinüzit olmak üzere birçok enfeksiyonel hastalığın ortaya çıkabileceği ifade ediliyor. Uzmanlar, güneşin etkisinden başı koruyan saçlar ıslatılırsa kendisini hava sıcaklığına göre ayarlayamayan saç derisinin, ısı dengesini yitirebileceğine dikkat çekiyorlar. Uzmanlar, bu bölgede çeşitli enfeksiyonlar görülebileceği gibi kişide şiddetli baş ağrısı ile kendini gösteren sinüzite neden olabileceğini de belirtiyorlar.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
Robot Moderatör
|
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. oyunları, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. programı, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. oyunu indir, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. program yükle, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. download, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. hikayeleri, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. resimleri, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. haber, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. yükle,
Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. videosu, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. msn eklentisi, şarkı sözleri
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #91 : Ağustos 05, 2007, 17:29:36 » |
|
Yakın yıllara kadar bir erkek hastalığı olarak bilinen akciğer kanseri, gelişmiş ülkelerde artık kadınlar için de büyük bir tehdit oluşturuyor.
İstatistiklere göre, kadınlardaki akciğer kanseri 1990-2003 yılları arasında %60 oranında arttı ve tüm kanser türlerini geride bırakarak birinci sıraya yerleşti. Geçen yıl Amerika' da 80.000 kadının akciğer kanserine yakalandığı ve bunların 70.000' inin bu hastalıktan yaşamlarını yitirdiği belirlendi. Oysa, Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu sürede 40.000 kadın meme kanserinden, 23.000' i ise yumurtalık ve rahim kanserinden öldü.
AKCİĞER KANSERİ ÇOĞU ZAMAN GEÇ BELİRTİ VERİYOR Akciğer kanseri, kanserler içinde en tehlikeli olanlardan, çünkü bu hastalıktan ölüm ihtimali çok yüksek. Akciğer kanserine yakalanıp da 5 yıl sonra hayatta kalan kadınların oranı sadece %14 !
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, akciğer kanserinin erken bir belirtisi olmadığına dikkat çekerek, "Öksürük, nefes darlığı gibi kansere ait olabilecek bazı belirtiler ortaya çıksa bile, hastalar bunu sigaradan sanıp üzerinde durmuyorlar. Hastalar en çok, kanama, şiddetli ağrı, ses kısıklığı, kilo kaybı gibi belirtiler geliştiğinde doktora başvuruyorlar ve çoğu zaman da geç kalmış oluyorlar" dedi.
Üstelik, akciğer kanseri kadınlarda erkeklere göre hem daha kolay gelişip, hem de kadınlarda daha ağır seyreddiğini vurgulayan Prof. Küçükusta, "Uzmanlar bunu, her iki cins arasındaki hormonal farklılıklara bağlıyorlar" diye konuştu.
ESAS NEDEN SİGARA!
Sigara: Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigaradır.
Araştırmalar, olguların %87'sinden sigaranın sorumlu olduğunu göstermektedir. Sigara dumanında 4.000'den fazla kimyasal madde vardır ve bunların bir çoğu da kanserojendir.
İçilen sigara sayısı ve sigara içilen süre ne kadar fazla ise kanser riski de o kadar fazladır. Sigaraya erken yaşlarda başlanması ve dumanın derin olarak içe çekilmesi de kanser oluşumunu kolaylaştıran faktörlerdir.
Sigara bırakıldıktan sonra kanser riski yıllar içinde giderek azalmaya başlar. Sigara bırakıldıktan 10 yıl sonra kanser ihtimali hala sigara içmeye devam edenlerin 1/3'ü kadardır.
Sigara içmedikleri halde sigara dumanına pasif olarak maruz kalanlarda da kanser riski artmıştır. USA'da yılda 3.000 kişi, pasif sigara içimine bağlı akciğer kanserinden ölmektedir.
Radon: Akciğer kanserinin sigaradan sonra ikinci önemli nedeni radon gazıdır. USA'da akciğer kanserlerinin %12'sinden radon sorumlu tutulmaktadır. Buna göre her yıl 15.000-22.000 kişi radonun neden olduğu akciğer kanserinden ölmektedirler.
Radon, yer kabuğundaki uranyumun parçalanması ile oluşur ve binalardaki çatlak ve yarıklardan ya da çeşitli drenaj boruları ve kanalizasyonla bina havasına karışır. USA'daki her 15 evin birinde tehlike yaratacak düzeylerde radon bulunduğu gösterilmiştir.
Sigara ile beraber radona da maruz kalmak akciğer kanseri riskini daha da artırır.
Meslekler: Çeşitli kimyasal maddelere maruz kalınan bazı mesleklerde de kanser riski artmıştır. Bunların başlıcaları asbest (amyant), uranyum, arsenik, talk ve çeşitli petrol ürünleridir.
Diğer nedenler: Kanserler bazı ailelerde daha sık görülür. Ayrıca, sebze ve meyveyi az tüketenlerde ve tüberküloz ve ağır zatürrie geçirenlerde de risk yüksektir.
HANIMLAR TUZAĞA DÜŞMEYİN
Sigara endüstrisi, sigara reklamları için milyarlarca doları gözünü kırpmadan harcıyor. Hedef kitle ise, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler ve özellikle de kadınlar. Bu kampanyalarda, sigara ile pozitif bir imaj yaratılmak isteniyor. Sigara özgürlüğün, bağımsızlığın sembolü olarak tanıtılıp kadınlar sigara içmeye özendiriliyor.
Ülkemizde de kadınlar arasında sigara tiryakiliği yayılıyor ve bu gidişte yakın bir gelecekte Amerika' da olduğu gibi Türkiye' de de akciğer kanseri kadınlar arasında adeta salgın bir hastalık gibi ortaya çıkacak.
SONUÇ
Hanımlar, sakın sigaraya özenmeyin. Sigara kullanıyorsanız, yarın değil, hemen bugün bırakın!
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #92 : Ağustos 05, 2007, 17:31:29 » |
|
Doktorlara göre, kış ayları boyunca yanan kaloriferler ve arabalardan çıkan egzos gazları havayı kirleterek zehirli gazlar yayıyor. İstemeden de olsa insan vücudunun bu zehirli gazlardan etkilendiğini belirten uzmanlar, buna sindirim sisteminin oluşturduğu toksin maddeleri de eklenince vücut zehirli gazların etkisinde kalıyor. Doktorlar insan vücudunun kışın ağırlığının ve kirinin ciltten atılması için 'detoks' yöntemini öneriyorlar. İnsanın damarlarını soba borusuna benzeten doktorlar, nasıl ki kışın daha iyi ısınmak için baca temizliği ve soba borusunun temizliği önemliyse, detoks da vücudun ve damarların toksinlerini temizlediğini belirtiyorlar.
Detoks'un uygulanması çok basit bir yöntem olduğunu belirten uzmanlar, birinci ve en önemli koşulun 'bol su içmek' olduğunu söylüyorlar. Buna göre, günde içilecek 10-15 bardak su toksinlerin atılmasını kolaylaştırıyor. Doktorlar vücut sağlığı için şişmanlığa neden olan et, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerin detoks döneminde kesinlikle yenmemesi gerektiğini belirtiyorlar. Bu dönemde daha çok sebze, meyve ve tahıl ürünleri tüketimi öneriliyor. Detoks'un uygulama süresinin 1 ila 3 gün arasında olduğunu söyleyen doktorlar, bu yöntemin mutlaka doktor konrolünde devam ettirmek gerektiğini vurguluyorlar. Doktorlar, detoks uygulaması sonrası bağırsakların normalden daha fazla çalışacağı için kişilerin şişkinlik şikayetlerinin olmayacağını söylüyorlar.
Detoks ile birlikte kişilerin uykularının daha derin olacağını ve böylece kendilerini daha çok dinlenmiş ve formda hissedeceklerini belirtiyorlar. Uzmanların önerdiği detoks dönemindeki diyet listesi ise şöyle: "-Aç karnına, 1 bardak ılık su (limon ilave edebilirsiniz), 3-4 adet kuru kayısı ve ya kuru erik, - Kahvaltıda, 1 bardak şekersiz meyve suyu veya bitkisel çay, -Öğle yemeğinde, 1 kase mercimek veya sebze çorbası, 1 tabak zeytinyağlı fasulye, 3-4 yemek kaşığı pilav veya bulgur, az yağlı salata, 2-3 porsiyon meyve, - İkindi, haşlanmış mısır veya 5-6 adet ceviz veya fındık, -Akşam öğle mönüsü'nün aynısı tekrarlanır".
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #93 : Ağustos 05, 2007, 17:32:03 » |
|
Çeşitli gayelerle uygulanan ve çok faydalı mekanik bir fizik tedavi vasıtası olan masaj, tıp bilgisine sahip ellerde bir kat fazla değer kazanıyor. Ancak, kuvvet yerine bilgi ve tecrübe isteyen masaj, bilgisizce ve şuursuzca yapılması durumunda ise fayda yerine zarar veriyor.
İHA muhabirinin derlediği bilgilere göre, başta varis ve romatizma olmak üzere birçok rahatsızlıkların giderilmesinde, yorgun adalelerin dinlendirilmesinde ve yumuşatılmasında oldukça faydalı olan masajın kökeni, M. Ö. 3000 yıllarına dayanıyor. Uzmanlar, masajın şu durumlarda yapıldığını bildiriyor: 'Hareketsizliğe bağlı ödemler (sulu şişmeler), müzmin toplardamar iltihabı, lenfanjit, varis, felçler, müzmin iltihabi mafsal ve mafsal çevresi romatizmaları, harap edici (dejeneratif) mafsal romatizmaları, mafsal ve mafsal çevresi doku adale zedelenmeleri (had dönem geçtikten sonra), iyileşmeye yüz tutan kemik kırıkları, bazı metabolizma hastalıkları, yağ dokusu, ağrılı şişkinlik (cellulitus), travma sonrası meydana gelen ödem ve kan artıklarının giderilmesinde'.
MASAJIN FAYDALARI Masajın, kilo verme programı uygulayan kişiler tarafından düzenli olarak yaptırıldığında, boşalan yağ hücrelerini sıkıştırarak sarkmalara engel olduğunu vurgulayan uzmanlar, "Vücuttaki deformasyonu engeller. Kasları rahatlatır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Felç, romatizma, kanser vb. gibi hastalıklarda doktor önerisi doğrultusunda yapılan masajlar, hastanın ağrılarını azaltır, beden ve zihin açısından olduğu kadar psikolojik yönden de rahatlamasını sağlar. Masaj yaptıran kişi kendini daha enerjik hisseder. Günümüz hayat şartlarının ortaya koyduğu olumsuz etkilerden (stres, yorgunluk vb.) kişinin uzaklaşmasını sağlar. Baş ağrılarının (Migren gibi) doğurduğu atakları azaltır. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Cilde esneklik kazandırır. Metabolizmayı hızlandırır" diyorlar.
Uzmanlar, masaj manevralarını da 'Tazyik, Perküsyon ve Vibrasyon' olarak üçe ayırıyor. Tazyik manevralarından 'sabit tazyik'in, cilt üzerinden avuç içi ile yapıldığını ve ağrıyı giderici etkisi bulunduğunu ifade eden uzmanlar, kayıcı tazyik manevralarından 'efloraj'ın ise yüzeysel veya derin yapıldığını, ödemleri giderici etkisi olduğunu kaydediyor. Uzmanlar, yine kayıcı tazyik manevralarından 'friksiyon'un, cilt altı dokularda meydana gelmiş yapışıklıklar ve nedbelerin izalesinde çok faydalı ve yumuşatıcı olduğunu, derin tesirli kayıcı manevralardan 'petrisaj'ın da ödemi giderdiğini ve yorgunluğu hafiflettiğini belirtiyor.
Perküsyon manevraları: Her biri ellerle deri üzerine ritmik darbeler vurmaktan ibaret olan bu manevraların, özellikle zayıf adalelerin uyarılmasında kullanıldığını vurgulayan uzmanlar, 'Vibrasyon manevraları'nın ise, parmak uçları, el düz vaziyette ve cilt sahasına dikey tarzda temas ettirildikten sonra yapılan titreme hareketlerinden ibaret olduğunu ve ağrı dindirici etkisi bulunduğunu bildiriyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #96 : Ağustos 05, 2007, 17:34:37 » |
|
 faydaLı oLduysak Ne MutLu
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #97 : Ağustos 05, 2007, 17:37:30 » |
|
Günümüzde şeker hastalığına oldukça sık rastlıyoruz. Kaldı ki bu günlerde bir şeker hastalığı salgınından söz ediliyor. O kadar korkmayın, bu o bildiğiniz bulaşıcı hastalık falan değil ama konunun ne boyutlara ulaştığını çok güzel vurgulayan bir yakıştırma.
Aramızdaki şeker hastası sayısı belli. Bir o kadar da teşhiş edilmemiş olanlar bulunduğunu düşünürseniz, durumun ciddiyetini görürsünüz. Her hastalıkta olduğu gibi erken teşhisin önemi burada da çok büyük. Durum böyle iken 'Acaba ben bir şeker hastası mıyım?' diye sormaz mı insan.
Önce bir düşünün. Şöyle eskilere bir dönün. Annenizde, babanızda, onların akrabalarında şeker hastası olan var mıydı? İleri yaşta olanlar anne ve babasının ani ölümlerinin neden olduğunu genellikle bilmiyorlar. Bazıları ise 'Benim ailemde diabet yok' deyip cümleyi şöyle sonlandırıyorlar: 'Babama 75 yaşında 'şeker hastasısın' dendi ama diyetle düzeldi, ilaç filan kullanmadı. Onunkisi yaşlılık şekeriydi' Bazısı da 'Annemin gizli şekeri var dendi ama şekeri hep normaldi ve hiçbir tedavi görmedi' diye anlatıyor.
KENDİMİZDEN NE ZAMAN ŞÜPHELENMELİYİZ?
Bütün bu örnekler, anlatan kişiler kondurmak istemese de, ailede şeker hastalığının bulunduğunun bir göstergesi. Ailenizde bu tür örnekler varsa açlık kan şekerinize baktırın.
Epeyce iştahınız var ama yine de kilo veriyorsunuz veya birkaç gündür bulanık görmeye başladınız. Açlık kan şekerinize baktırın.
Kendinizi bildiniz bileli fazla kilolarınız var. Şişmanlık, şeker hastalığı riskini artırdığına göre açlık kan şekerinize baktırın.
Yaşınız 40'ı geçmiş, yüksek tansiyonunuz var, kandaki yağlar (kolesterol, trigliserid) yüksek ve bununla birlikte kalbinizi besleyen damarlarda daralma olduğunu öğrendiğiniz. Daha ne bekliyorsunuz? 'Acaba şeker hastalığım var mı?' diye kendinize ve doktorunuza sorsanıza.
Tosuncuk da denen iri bir bebek dünyaya getirdiyseniz bunun nedeni belki de gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığınızdı. Gebelikte veya doğum sonrası araştırılmadıysa açlık şekerinize baktırın.
Birkaç yıldır ayaklarınızda uyuşma, karıncalanma veya yanma var. Özellikle de geceleri şiddetleniyor ve sizi uyutmuyor. Öyleyse ne bekliyorsunuz?
Çoğu insan şeker hastasının yaralarının geç iyileştiğini bilir ve kimi zaman da 'Hayret, yaralarım da çabuk iyileşir. Bu şeker hastalığı da nereden çıktı?' diye hayıflanır. Durum böyle durumlarda da açlık kan şekerinizi ölçürün.
Açlık kan şekerinize ( 8 - 10 saatlik bir açlık dönemi sonrası kahvaltı öncesi kan şekeri düzeyi) baktırdınız ve 110 mg / dl'nin üstünde bulduysanız doktorunuzla görüşün.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #98 : Ağustos 05, 2007, 17:40:59 » |
|
Yetişkinlerden çok daha hassas tene sahip olan bebekler, güneşten daha çabuk etkileniyor. Bebeklerde, sıcak havayla birlikte halsizlik, idrar miktarında artış, gözyaşı ve ağız salgılarında azalma ve yüksek ateş görülmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.
Uzmanlar, yeni doğan bebeğin özellikle ilk günlerinde, ortam ısısı normal sınırların üstüne yükseldiğinde terleme fonksiyonu yeterli olmadığından vücut ısısının yükseldiğini ve bunun bebeği olumsuz etkileyebildiğini belirtiyor. Hekimce.com adlı internet sitesinde yer alan bilgilere göre, ilk aylarda bebeklerin sıcak ortamlarda deri yoluyla çok miktarda sıvı kaybedebileceği vurgulanıyor. Bu nedenle bebeklerin yaz aylarında güneş ışınlarının dik olduğu saatlerde serin ortamlarda kalmasına ve oda ısısının 25 derecenin üstüne çıkmamasına dikkat edilmesi öneriliyor. 3-12 aylık bebeklerin kemik gelişimi için gerekli olan D vitamininin güneş ışınlarının yardımıyla vücutta sentezlendiği belirtilen haberde, şu ifadelere yer veriliyor:
"Bu vitamin özellikle hayatın ilk yıllarında sağlıklı bir gelişim için şarttır. Her gün yarım saat baş, kol ve bacakları çıplak olarak güneşlendirilen bebek, vücudu için gerekli miktarı bu yolla sentezler. Cam, güneşin bu etkiye sahip ışınlarının geçişini engellediğinden cam arkasından güneşlendirmenin faydası olmaz. 1 yaş ve üzeri çocukları da güneşten faydalanmasını sağlamalı; ancak zararlarından korumalısınız. Sıcak havada dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta ise çocuğunuzun artan sıvı ihtiyacıdır. Bebeğiniz ne kadar küçükse sıcak havadan o kadar fazla etkilenecektir. Çocuğunuzun ve bebeğinizin kaybettiği sıvıyı muhakkak yerine koymalısınız. Bebeğiniz için en uygun sıvı, su ve taze meyve sularıdır. Daha büyük çocuklarınız için su, taze meyve suları ve hafif tuzlu ayran arasında tercih yapabilirsiniz. Her şeye rağmen, sıcak havada bebeğiniz halsizleşir, yaptığı idrar miktarı artar, gözyaşı ve ağız salgıları azalır, başka bir neden olmaksızın ateşi yükselirse muhakkak bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir."
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #99 : Ağustos 05, 2007, 17:41:26 » |
|
Kütahya Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesi doktorlarından Enis Koçak, kalp hastalarının içerdiği koruyucu yağ asidi sebebiyle balığı sofralarından eksik etmemesi gerektiğini söyledi. Kalp ve Damar Hastalıkları Mütehassısı Dr. Enis Koçak, balıkta herkes için yararlı B, A ve D vitaminlerinden bol miktarda bulunduğunu bildirdi. İhtiva ettiği koruyucu yağ asidi ile balığın kalp hastaları için önemli bir gıda olduğunu belirten Enis Koçak, "Balıkta doymamış yağ asitleri fazla. İçerdiği koruyucu yağ asidi ile balık, kalp hastalarının tercih etmesi gereken bir gıda. Bu özelliği ile tam bir kalp dostu. Balık üstelik kolesterol açısından da fakir bir et. Bu açıdan kırmızı ve beyaz etten daha sağlıklı olan balık düzenli olarak tüketilmeli" dedi. Balıktan istenen faydanın sağlanabilmesi için pişirilmesine de dikkat etmek gerektiğini vurgulayan Enis Koçak, "Balığı ızgarada ya da fırında pişirmek daha sağlıklı. Yağda kızartıldığı zaman kolesterol ve yağ oranı artıyor. Avantajını kaybediyor" diye konuştu. Koçak, bol miktarda B, A ve D vitamini bulunan balığın her yaşta insan için çok besleyici olduğunu sözlerine ekledi.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
SuperNetim.Com
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|