|
|
 |
« Yanıtla #30 : Ağustos 05, 2007, 16:05:16 » |
|
Bilgisayar kullanımına bağlı göz yorgunluğu ve alınacak tedbirler !
GÜNÜMÜZ MODERN TEKNOLOJİSİNDE, İSTER İŞ HAYATI İSTER ÖZEL HAYAT OLSUN, BİLGİSAYARLARIN YERİ VE ÖNEMİ İNKAR EDİLEMEZ. BU MAKİNELERİN FAYDASI YADSINAMAMAKLA BİRLİKTE, KULLANIMLARI YÜKSEK GÖRSEL DİKKAT İSTEMEKTEDİR. BİLGİSAYAR KULLANIMINA BAĞLI OLARAK ARTAN ŞİKAYETLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU, GÖZLERLE İLGİLİ OLANLARIDIR.
Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde birtakım problemlerin meydana gelmesi, göz yorgunluğu hali olarak yorumlanmaktadır. Sıklıkla görülen belirtileri şöyle sıralanabilir: Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, yazı karakterlerinin veya grafiklerin etrafında ışık hareleri ya da saçılmalar görmek, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı.
Sayılan bu belirtilerden bazılarının, bilgisayar karşısında çalışırken yaşanıyor olması, bilgisayara bağlı göz yorgunluğunu işaret ediyor olabilir. Belirtilerin görülme sıklığı ve şiddeti, kişiye bağlı sebepler dışında, çalışma ortamının şekline ve kişinin alışkanlıklarına göre de değişiklikler gösterecektir. Bu bağlamda, bilgisayar kullanımının gözlerde yarattığı problemlerden ve çözüm önerilerinden bahsetmek faydalı olacaktır.
Bahsedilen yorgunluk belirtilerini kendisinde hisseden kişi ilk olarak muayenesini yaptırıp, göz sağlığı hakkında bilgi edinmelidir; çünkü bu belirtilerin en büyük nedeni gözlerdeki kırma kusurudur (gözlük veya lens takmayı gerektirecek numara bozukluğu). Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi kırma kusurlarının olup olmadığı saptanarak bunların gözlük camı veya lenslerle düzeltilmesi bu konudaki ilk aşamadır. Ayrıca halen kullanılan gözlük camı veya lenslerin numaralarının yetersiz kalması da göz yorgunluğuna sebep olabilecektir. Burada, halk arasında yaygınca inanılan yanlış bir görüşe değinmek ve doğrusunu anlatmak yerinde olacaktır; bilgisayar kullanımı insanların gözlerini bozmaz. Ancak mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık eder. Çalışma koşulları çok aşırıya kaçmadıkça normal bir göz bilgisayar karşısında bozulmaz.
Yakın objelere bakarken gözlerde meydana gelen uyum değişiklikleri, tıp dilinde akomodasyon olarak adlandırılır. Uzaktaki cisimden yakın bir cisme bakıldığında, gözlerdeki birtakım küçük kaslar kasılarak, kristal lens dediğimiz göz içindeki merceğin çapını değiştirir, böylece gözler yakına uyum sağlamış olur. Farklı uzaklıktaki objelerin her an net görülebilmesi, ancak bu bahsettiğimiz akomodasyon mekanizmasının sorunsuz çalışabilmesiyle mümkündür. Mekanizmada yetersizlik oluşursa, bilgisayar monitöründeki objelere ve/veya uzaktaki cisimlere bakarken kısa veya uzun süreli geçici bir bulanık görme hali oluşur. Normal şartlarda gözler, yakından uzağa ( veya uzaktan yakına) yarım saniye içerisinde uyum sağlarlar, yani yakın objeye bakarken birden uzaktaki cismi seçmek ve onu net algılamak bu süreyi geçmemelidir. Eğer bu süre uzarsa uyum mekanizmasında yetersizlik söz konusudur. Bu durum göz yorgunluğu ve baş ağrısına yol açacaktır, tedavisinde gözlükler kullanılmaktadır.
Akomodasyon (uyum) mekanizması, 40 yaşından sonra insanlarda doğal bir süreç olarak yetersiz olmaya başlar ve 60 yaşlarında tam yetersizlik gelişir. Bu duruma presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme bozukluğu) adı verilir. Tedavisi yakın okuma gözlüğüdür ve genellikle 35-40 cm’ lik yakın okuma mesafesine göre ayarlanarak verilir. Ancak bilgisayar karşısında çalışırken monitörler genellikle 70- 75 cm uzakta bulunur, bu mesafeyi net görmek için ikinci bir yakın gözlük edinmek yararlı olacaktır, çünkü esas yakın gözlüğüyle monitöre bakmak, mesafe uygunsuzluğu nedeniyle gözleri yoracaktır.
Bilgisayarlarda ekran özellikleri, gözleri etkileyen diğer bir önemli faktördür. Çalışmalar sonucu anlaşılmıştır ki, gözler monitöre baktığında tam bir kilitlenme (yani tam bir ekrana uyum) sağlanamamakta, yukarda bahsettiğimiz küçük göz kasları sürekli kasılıp gevşemekte ve kristal göz merceği devamlı şekil değiştirmektedir; bunun anlamı gözlerin ekrana tam odaklanamamasıdır, tabii ki sonucunda göz yorgunluğu şikayetleri başlayacaktır. Bu sebeple, göz sağlığı açısından, kullanılan ekranlar yüksek çözünürlü ve düşük parlaklık oranlı olmalıdır, büyük ve daha gelişmiş teknoloji ürünü ekranlar (LCD) en sorunsuz ekran tipleridir. Koruyucu filtre kullanılması hem yansımayı azaltır, hem de düşük bir oranda da olsa monitörden yayılan radyasyonu süzer. Teknik bir bilgi olarak, 14 lük monitörlerin, yeni teknoloji ürünü düşük radyasyonlu büyük monitörlere oranla on kat daha fazla radyasyon yaydığını burada vurgulayalım.
Gözlerde kuruma hissi, bilgisayar kullanıcılarının en sık karşılaştığı sorundur; yanma, batma, kaşınma, göz yaşarması ve kızarma ile kendini belli eder. Bu durum kontakt lens kullananlarda daha belirginleşir, sebebi lensin doğallığını koruyan gözyaşı tabiatının monitör karşısında değişmeye başlamasıdır. Gözdeki kuruma hissinin en büyük sebebi, monitöre bakarken normalin 1/3’ üne inen göz kırpmalarıdır, çünkü insan yakındaki bir objeye dikkatini verdiğinde refleks olarak daha az göz kırpmaya başlar. Gözkapakları her kırpmada gözyaşını kornea dediğimiz saydam tabakaya yayıp, oksijenlenmesini, nemlenmesini ve beslenmesini sağladıkları için, az kırpıldığında gözler kuru kalacak ve batmaya başlayacaktır. Diğer bir sebep monitörün göz hizasının üzerinde bulunmasıdır, bu durumda gözler yukarı doğru bakacağından kapaklar daha açılmış kalacak, bu da göz yaşının buharlaşmasını arttırarak kurumaya yol açacaktır. Ayrıca, çalışma ortamındaki havalandırmanın nem oranının yüksek olması ve havalandırmanın direk göze doğru gelmesi de gözlerde kurumaya yol açabilecektir. Bilgisayar kullanırken, sayılan bu etkenlerden gözlerin kurumasını önlemek için, göz kırpma sayısını bilinçli olarak arttırmak, belirli aralıklarla uzağa bakarak göz kırpma refleksini normale döndürmek alınacak önlemler arasındadır. Monitörü göz hizasının altına yerleştirmek gerekir, bunun ayarı monitörün üst kenarının göz seviyesinin biraz altında kalmasını sağlayarak yapılabilir. Bu önlemlerle geçmeyen göz kuruması, suni gözyaşı damlalarıyla tedavi edilmek durumundadır.
Gözlerimizde, fazla ışığın içeri girmesini ve gözü rahatsız etmesini engelleyen bir mekanizma bulunmaktadır. Aşırı parlak bir ışık bu mekanizmayı otomatik olarak devreye sokar ve gözün daha fazla çalışarak efor sarf etmesine neden olur. Bunun uzun sürmesi durumunda gözler yorulacak, bu aşırı ışıklı ortamdan rahatsız olduğunu, yorgunluk belirtilerini ortaya çıkararak anlatmaya çalışacaktır. Çalışma ortamında direk göze gelen bir ışık kaynağını ortadan kaldırmak gerekir, pencereden sızan ışığın arkaya alınması da gözleri rahatlatacaktır. Kullanılacak ışık kaynağının, arkadan, omuz hizasından monitöre veya çalışma masasına düşecek şekilde ayarlanması gerekir. Ayrıca monitörün kontrast ve parlaklık ayarının da uygun bir şekilde ayarlanması yerinde olacaktır, ekran zemin renginin açık, yazı karakterlerinin ise koyu renklerde tercih edilmesi gözlerin zorlanmasını önleyecektir.
Bilgisayar karşısında çalışırken, gözlerin sağlığını korumanın en güzel yolu, onları sık sık dinlendirmektir. Her yarım saatte bir ara vermek, birkaç saniye kapalı tuttuktan sonra uzaktaki bir objeye bakıp gözleri rahatlatmak yeterlidir. Çalışma masası ve sandalyesinin ergonomi kurallarına uygunluğu vücudu da rahatlatacaktır. Uzun süreli çalışmalarda, saat başı yapılacak basit vücut egzersizleri, diri kalmaya yardımcı olacaktır.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
Robot Moderatör
|
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. oyunları, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. programı, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. oyunu indir, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. program yükle, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. download, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. hikayeleri, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. resimleri, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. haber, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. yükle,
Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. videosu, Bilmemiz GerekenLeR [Sağlık Dersi] .. msn eklentisi, şarkı sözleri
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #31 : Ağustos 05, 2007, 16:06:16 » |
|
Uzmanlar, ilkbaharın gelişiyle birlikte ortaya çıkan polen alerjisine karşı vatandaşları uyardı.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bahar aylarının alerjik hastalıkları da beraberinde getirdiğini vurguladı.
''Bahar alerjilerinin nedeni çiçek tozları, yani polenler'' diyen Prof. Dr. Küçükusta, polenlerin ilkbaharda atmosfere yayılmaya başladığını ve bu durumun Nisan ile Haziran aylarında en yüksek seviyeye çıktığını, sıcak iklimlerde ise polen mevsiminin 8-9 ay sürdüğünü anlattı.
Prof. Dr. Küçükusta, şunları kaydetti: ''Polenlerin alerjik hastalıklara neden olma potansiyelleri farklıdır. Polenler astıma değil, daha çok alerjik nezleye neden olur. Bir polenin alerjiye neden olabilmesi için, 1 metreküp havada 25-50 polen olması gerekir.''
Gösterişli ve renkli bitkilerin daha çok alerjiye neden olduğunun sanıldığını, ''gül nezlesi'' olarak bilinen hastalığa da gül polenlerinin değil, ağaç ve çayır polenlerinin yol açtığını anlatan Prof. Dr. Küçükusta, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kavak, huş ağacı, kızıl meşe, kızıl ağaç, fındık, selvi, kayın, söğüt, ıhlamur, zeytin, karaağaç, çınar gibi ağaç polenleri ile İngiliz çimi, domuz ayrığı, çayır kelp kuyruğu, çayır salkım otu, tatlı ilkbaharotu benzeri çayır, pelin, yapışkanotu, sinirotu, akkazayağı, kuzukulağı gibi yabani ot ve arpa, buğday, yulaf, çavdar ve mısır gibi hububat polenlerinin alerji yaratma potansiyelleri yüksektir.''
Atmosferdeki polen miktarlarının hava koşullarına bağlı olarak değiştiğini, sıcak, kuru ve rüzgarlı günlerde havada daha çok polen bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Küçükusta, ''Polenler, rüzgarın etkisiyle kilometrelerce uzaklara taşınabilir. Yüksek binalarla çevrili sokaklarda binaların yüzeyi, statik elektrik nedeniyle polen çeker. Buna karşılık deniz kenarında çok az polen bulunur'' diye konuştu.
Hava kirliliğinin polenlere duyarlılığı artırdığını da dile getiren Prof. Dr. Küçükusta, ''Özellikle yoğun trafik olan bölgelerde yaşayanlarda, polen duyarlılığı daha kolay oluşur'' dedi.
BURÇ VE POLEN
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, yapılan araştırmaların, polen mevsiminde doğan çocuklarda, yani Koç ve Boğa burcunda olanlarda polen alerjisinin daha sık görüldüğünü bildirdi. İÜ Öğretim Üyesi Küçükusta, polenlerden korunma yollarını da şöyle sıraladı:
-Her şeyden önce hangi polenlere alerjik olunduğu bilinmeli.
-Polenlerine alerjik olunan bitkilerden uzaklaşılmalı.
-Radyo, televizyon, gazete gibi yayın organlarında, günlük hava durumu raporlarında o günkü polen durumu hakkında da bilgi verilerek alerjisi olanlar uyarılmalı.
-Evlerin ve arabaların kapı ve pencereleri sıkı kapatılmalı.
-Evlerde ve arabalarda polen filtreli klima kullanılmalı.
-Sıcak, kuru ve rüzgarlı havalarda ve sabahın erken saatlerinde dışarıya çıkılmamalı.
-Polenlerin çok yoğun olduğu dönemlerde ağzı ve burnu kapatan maskelerden yararlanılmalı.
-Polen zamanı açık havada egzersiz ve spordan kaçınılmalı.
-Tatil için deniz kenarları tercih edilmeli.
-Dışarıda gözlük ve şapka kullanılmalı, saçlar yatmadan önce mutlaka yıkanmalı.
-Üzerlerine polenler yapışabileceği için günlük kıyafetler yatak odasında çıkarılmamalı
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #32 : Ağustos 05, 2007, 16:06:33 » |
|
Baharın gelmesiyle hava sıcaklıklarında görülen artış, ''hasta'' ediyor. Sağlık Bakanlığı, ani hava değişimleri ve görülebilecek bulaşıcı hastalıklar konusunda vatandaşları uyardı.
Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü uzmanlarınca hazırlanan bilgi notuna göre, ani değişen hava koşulları, sıcaklığın birdenbire inip çıkması, virüslere duyarlılığı artırıyor ve vücut direncinin düşmesine neden olarak üst solunum yolu hastalıklarına zemin hazırlıyor.
Bahar aylarında sıklıkla rastlanan hastalıkların başında burun virüs enfeksiyonları, halk arasında bilinen adıyla ''nezle'' geliyor. Virüs alındıktan 1-2 gün sonra hastalık ortaya çıkıyor ve burun tıkanıklığı, akması, hapşırık, bazen ateşin yükselmesi gibi belirtilere yol açıyor.
Özellikle çocuk ve yaşlıların, hastalığa karşı ani sıcak değişikliklerinden korunması, nezleye yakalananlardan uzak durması öneriliyor.
''HAVA ISINDI AMA YETERLİ GİYİNİN''
Havaların aniden ısınmasıyla yeterli ölçüde giyinilmezse soğuk algınlığının ortaya çıkabildiğine işaret eden uzmanlar, şu uyarılarda bulunuyor:
''Bu durumlarda iyi giyinilmezse ateş 38 dereceye yükselebilir, yüzün ve gözün kızarması, ışığa karşı hassasiyet, burun tıkanıklığı ve öksürük görülür. Hastalığın vücut direncini düşürmesi sonucu zatürree, sinüzit, orta kulak iltihabı gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Nezlede olduğu gibi hastalardan uzak durmak ve vücudu ani sıcak değişikliklerden korumakla önlem alınabilir.''
Yine bahar aylarında ''etnrovirüs'' adıyla bilinen bir grup virüsün, özellikle çocuklarda ishalle seyreden ve döküntü yapan hastalıklara neden olabildiğini belirten uzmanlara göre, bu tür hastalıklardan korunabilmek için su, gıda ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerekiyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #33 : Ağustos 05, 2007, 16:06:51 » |
|
Van İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammet Güzel Kurtoğlu, iyotsuz tuz kullanımının çocuklarda zeka geriliğine neden olduğunu söyledi. Kurtoğlu ayrıca, Sağlık Bakanlığı tarafından gönderilen otomatik tuz iyotlama cihazının hizmete girdiğini bildirdi.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Van İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammet Güzel Kurtoğlu, Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ekiplerinin, iyotlu tuz kullanımının yaygınlaştırılması için Türkiye genelinde taramalar yaptığını söyledi. Kurtoğlu, "İyotsuz tuz kullanımı, hamilelikte düşük, ölü doğum, bebek ölümlerinin çoğalması, bebeklerde zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe neden oluyor. Çocuk ve gençlerde ise guatr, büyüme geriliği, zihnin yeterli çalışmaması, öğrenmede güçlük çekilmesi, okulda ise başarısızlığa neden oluyor. Verilere göre, dünyada 1 milyar 600 milyon kişi, iyot yetersizliği hastalıkları riski altındadır. Her yıl, 100 bin kretin bebek doğuyor. 750 milyon kişide endemik guatr hastalığı bulunuyor. Dünyada, 1 milyar 200 milyon kişi kretin ve 43 milyon kişi de iyot yetersizliği nedeniyle beyin özürlüdür" dedi
Sağlık Müdürü Dr. Kurtoğlu, Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü personeli Fatma Yücesan ile Ankara Ziraat Odası'ndan Mühendis Prof. Dr. Recai Gürkan'dan oluşan 2 kişilik ekibin Van'a geldiklerini hatırlatarak, "Van'a, 8 milyar lira değerindeki tuza potasyum iyodat katan otomatik tuz iyotlama cihazı gönderildi. Bu cihazı, Van'da tuz imalat yeri olan bir fabrikaya ücretsiz kurduk. İyot yetersizliğine bağlı hastalıkların önlenmesi için tek yol, iyotlu tuz kullanımıdır" şeklinde konuştu
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #34 : Ağustos 05, 2007, 16:07:09 » |
|
Günümüzde el yıkamanın gerekliliğini tartışmaya bile gerek yoktur. Ancak halen el yıkamanın önemi ve yönteminin tam anlatılamaması bir sorun oluşturmaya devam etmektedir. Yapılan çalışmalar, iyi yıkanmamış ellerden uzaklaştırılamayan mikro organizmaların kişiden kişiye taşınabildiğini ortaya koymaktadır.
Nitekim ABD'nde yapılan ciddi bir çalışma, ellerini uygun yıkamayan sağlık çalışanlarının %41 'inde patojen mikroorganizmalardan önemli bir kısmının 7 güne dek taşınabildiği ve bulaşabildiğini göstermiştir. El yıkamadaki ana amaç elde mevcut olan mikroorganizmaların infeksiyon oluşturamayacak düzeylere indirilmesidir.
Su ve sabunla doğru yıkamayla ellerin üzerinde olan ve bulaşmadan asıl sorumlu cildin geçici florasının tamamının temizlenebildiği iyi bilinmektedir. El yıkamada aşağıda sıralanan noktaları bilmek önemlidir.
1- El yıkama sabun, deterjan veya dezenfektan kullanılarak yapılmalıdır. Sadece su kullanmak yeterli dekontaminasyon sağlayamaz. 2- El yıkamada ılık su kullanılmalıdır. Sıcak su elleri tahriş eder ve mikroorganizma girişine zemin hazırlar. 3-El yıkanırken tüm takıların çıkartılması uygundur. 4- Sabunun kuru tutulması önemlidir. Sabun kabının drenaj sağlayacak biçimde olması gerekir. Uygun koşullarda kullanılmayan sabunlarda da patojen mikroorganizmaların ürediği unutulmamalıdır. Likit sabun kullanılıyorsa sabun kapları tam olarak boşaldığında temizlenip kurulandıktan sonra yeniden doldurulmalıdır. Bu önerilere uyulmadığı taktirde buralarda üreyen mikroorganizmalar infeksiyon bulaşmasına neden olur. 5- Etkili bir el yıkama işlemi 30 sn ile 1 dakikalık sürede gerçekleştirilir. Eller çok kirli ise bu süre 2-5 dk. Kadar uzayabilir. 6- Eller sabun veya deterjanla bileklere kadar köpürtülmelidir 7- Sabunun suyun altına tutularak köpüklerden temizlenmesi sağlanmalıdır. Köpük, sabunda mikroorganizma yerleşimini kolaylaştırabilir 8- Tüm yıkama işlemi boyunca eller dirseklerden aşağı da tutulmalıdır. Böylece kirli suların parmak uçlarından lavaboya direk akışı sağlanmış olur. 9-Eller yıkandıktan sonra mutlaka durulanmalı ve iyice kurulanmalıdır. Çünkü eller ıslak veya nemli kalırsa bakteri bulaşması kolaylaşır. 10- Yıkama sonrası parmak araları ve avuç içleri iyice kurulanmalıdır. El kurulamada doğru seçenek kağıt havlu kullanılmasıdır.
Kumaş havlular nemli kalabildiğinden kontamine olabilirler. Sıcak hava püskürt:en kurutma sistemlerinin zaman kaybına neden olması, yeterince kurulama yapamaması, gürültülü olması ve dolaşan havanın kontaminasyonu yolu ile yıkanmış ellere yeniden yapıların yerleşebilmesine neden olması yüzünden önerilmemektedir.
Kağıt havlu ile el kurulamanın ortalama süresi 7-9 sn olmalıdır. Kağıt havlu kurulamanın yanı sıra mekanik temizlemeyi sürdürür.
Unutulmamalıdır, "doğru el yıkama" enfeksiyonlardan korunma ve yayılmasını önlemede son derece ucuz ve etkili bir yöntemdir.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #35 : Ağustos 05, 2007, 16:07:38 » |
|
Sağlam çocukların izlenmesi Hiç bir yakınması olmasa bile her çocuk, doğumdan başlayarak belirli aralıklarla birinci basamak sağlık ekibi tarafından izlenmelidir.
izlemenin üç amacı vardır Birincisi, çocukları hastalık ve sakatlık/ardan korumaktır. Aşılama veanne -babanın bebek bakımı, beslenmesi ve gelişimi konusunda eğitimleri, bu amaçla yapılmaktadır. ikincisi, çocuğun farkedilmeyen bir hastalığı varsa erken tanı koymaktır. Üçüncüsü, belirli bir sorun geliştirme riski olan bebeklerde sorunun gelişmesini önlemektir.
izleme sıklığı ne olmalı? Birinci basamak sağlık ekibi, çocukları küçük yaşlarda dah sık, büyüdükçe daha seyrek izlemelidir. Doğuştan hiçbir sağlık sorunu olmayan, iyi beslenip büyüyebilen, gelişebilen, anne ve babanın bilinçli ve ilgili olduğu durumlarda, bebeği aşı programına uygun olarak ve ailenin soruları olduğunda izlemek yeterli olabilir.
Küçük bebekler Küçük yaşlarda bebekler daha hızlı büyür ve gelişir. Kilo ve boylarında, becerilerinde küçük yaşlarda daha hızlı değişiklikler olur. Küçük bir bebeğin ailesinin bakım, beslenme ve bebeğin gelişimi ile ilgili deneyimi henüz azdır. Bu nedenlerle desteğe ve doğru, yerinde önerilere daha çok gereksinim duyarlar.
Sorunu olan bebekler Büyüme gelişme ya da sağlık sorunu olan bebekler (prematüre, Düşük doğum ağırlığı, doğuştan sakatlıklar..) de daha sık izlenmelidir.
Bu bebeklerin durumları kısa sürede olumsuz yönde değişebilir. Bu bebekler birinci basamak sağlık ekibi tarafından sık görülürlerse oluşabilecek sorunların önüne geçilebilir ya da olumsuz belirtiler erken fark edilip düzeltilebilir.
Ailenin özellikleri Yoksul, kalabalık, eğitimsiz ailelerin çocukları da sık izlenmelidir. Bu ailelerin çocuklarında hastalıklar daha sık görülür. Bebekler iyi beslenemez, gelişimleri geri kalabilir, aşıları zamanında yaptırılamayabilir.
Bebeği nerede izlemeli? Sağlam bir bebek iki yerde izlenebilir. Ev ziyareti ile kendi evinde, Sağlık evi, sağlık ocağı, AÇSAP merkezinde. Eğer aile düzenli aralıklarla bebeği izlemeye getirmeyecekse, ev ziyareti ile bebeğe ulaşmak ve onu evinde izlemek gerekir.
Özellikle prematürelik, doğumsal bir sakatlık gibi hastalık ya da sakatlığı olan ya da yoksulluk, geçimsizlik, cahillik gibi sorunları olan ailelerde ev ziyareti yapmak daha iyi olur. çocuğun yaşadığı koşullar ve ona ayrılabilen olanaklar ev ziyaretiyle daha iyi değerlendirilebilir. Böylece ailenin ev ziyareti yapan kişiye güven duyması sağlanır.
Bu durumda yolda zaman geçirileceği, evde izleme dışında da zaman harcanabileceği için 1 günde daha az sayıda çocuk ziyaret edilebilecektir. Ev ziyaretlerinde izlenen çocuk sayısını artırabilmek için, komşu ailelerin çocuklarını tanıdık bir evde toplamak nicelik olarak bir yarar sağlayabilirse de, anne babayla yüz yüze eğitimi güçleştirir, dikkati dağıtır, çok sayıda çocuğun gürültüsü, ağlaması birbirine karışır ve aileler özel soruları kalabalık içinde sormazlar.
Gözlem yapma olanağı sağlanamaz. Bu da izlemin niteliğini düşürebilir. En iyisi, her çocuğun bir kez doğduğunda ve daha sonra yaşına, ailesinin özelliklerine ve sağlık durumuna göre belirli aralıklarla evinde ziyaret edilmesidir.
Ailesinin durumu özellikle kötü olmayan, büyüme ve gelişmesi sorunsuz, sağlıklı bebekler daha çok sağlık ocağında izlenebilir. Aileleri bebeklerini sağlık evi-ocağına düzenli olarak getiriyorlarsa, birinci basamak sağlık ekibi yolda zaman harcamayacağı için, bir günde daha çok (10-15) bebek izleyebilir.
Sağlık ocağının çocuk izleme odası uygun biçimde hazırlanmış olacağından (bebek terazisi, muayene masası..), daha nitelikli bir muayene yapılabilir. Gerektiğinde hekime danışılabilir.
Çocuk izlemenin temel kuralları Her izlemenin 6 temel aşaması vardır. İlişki Kurma Öykü Alma Muayene Gerekirse laboratuar testleri yapma Değerlendirme Aileye önerilerde bulunma
Her izlemde laboratuar testi gerekli olmayabilir, ancak gerekli durumlarda asla unutulmamalıdır
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #36 : Ağustos 05, 2007, 16:08:10 » |
|
İnci gibi dişlere sahip olmak günümüzde hiç de zor değildir. Gelişen diş teknolojisi hem koruyucu önlemler hem de tedavide çığır açmış durumda.
Son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşan dişlerin beyazlatılması işlemi, estetik kaygılarla dişhekimine müracaatların neredeyse önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Ancak her işlemde olduğu gibi son derece masum gibi görülen beyazlatma işleminde de dikkatli olunması çağrısında bulunan İstanbul Dişhekimleri Odası Bilim Kurulu, "Diş beyazlatma yönteminin sakıncalı olduğu kişiler kesinlikle böylesi bir işleme heveslenmesinler" uyarısı yapıyorlar.
Kimler İçin Sakıncalı
Dış kaynaklı ve iç kaynaklı nedenlerle normalde beyaz olan rengi sarıdan kahverengi hatta griye kadar değişebilen dişlerin beyazlatılmasında değişik yöntemler uygulanıyor. Prof. Dr. Andrej Kielbassa, yaptığı açıklamada beyazlatmanın sakıncalı olduğu durumlar şöyle sıralanıyor:
· Geniş pulpalı dişler
· Dişeti çekilmeleri
· Ortodontik hareket sonucu aşırı hassasiyet gösteren dişler
· Ağır mine kaybı olan dişler
· Ağızda porselen, kuron gibi pahalı restorasyonların olması
· Hamilelik ve emzirme döneminde bulunmak
· Hidrojen peroksit alerjisi olan kişiler
Beyazlatma yöntemleri canlı ve cansız dişlerde yapılabiliyor. Bunun yanısıra hidrojen peroksit kullanılarak ya da aşındırırlarak yapılan beyazlatma türleri bulunuyor.
Günümüzde hidrojen peroksit kullanılarak yapılan iki beyazlatma yöntemi bulunuyor.
Birincisi "In Office bleaching" diğeri ise "Night Guard Vital Bleaching". Son yıllarda "Night Guard Vital Bleaching" yöntemi, uygulama kolaylığı ve olası yan etkisinin azlığı nedeniyle en sık başvurulan beyazlatma yöntemi.
Bu yöntem ev beyazlatması, matris beyazlatması ya da evde beyazlatma isimleri ile de anılıyor. Yöntem vakumla şekillendirilmiş ağız içi aygıta yerleştirilen beyazlatma maddesinin gün boyunca uygulanması esasına dayanıyor.
Mekanik aşındırmayla beyazlatma yöntemini önermeyen uzmanlar, minenin kimyasal olarak aşındırılması yönteminin ise bazı tür renklenmelerde etkili olduğunu vurguluyorlar.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #37 : Ağustos 05, 2007, 16:08:37 » |
|
AFYON (İHA) - Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Dilek Toprak, yumurtaya alerjisi olan kişilerin grip aşısından kaçınmaları gerektiğini belirtti.
AKÜ Kültür ve Sanat Takımı tarafından Ahmet Necdet Sezer Kampüsü'nde düzenlenen "Grip ve Gribe Karşı Korunma" konulu seminerde konuşan Yrd. Doç. Dr. Toprak, Aralık ve Nisan aylarında hava değişimi nedeniyle daha çok görülen grip hastalığının ölümlere yol açabildiğini, bu nedenle de gribin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Grip hastalığı sırasında antibiyotik kullanımının hastalığa etkisi olmadığını ifade eden Toprak, "Gribe bağlı olarak zatürre, kulak iltihabı ve bademcik iltihabı söz konusu ise o zaman antibiyotik kullanılır. Hastalık sırasında aspirin kesinlikle kullanılmamalıdır. Aspirin, karaciğer bozukluklarına ve beyinde ödeme yol açabilir" dedi.
Grip aşısının özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik kalp, akciğer, şeker ve böbrek hastalığı olan çocuk ve yetişkinler gibi risk grubunda bulunanlara tavsiye edildiğini belirten Toprak, şunları söyledi: "Yumurtaya alerjisi olan kişiler grip aşısından kaçınmalıdır. Hastalık sonbahar ve kış aylarında daha çok görülür. Hastalığa neden olan virüs başlangıçta en çok çocukları etkiler ve ilk 2 hafta içinde hızla yayılır. Bu nedenle grip salgınlarında kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınılmalıdır. Düzenli ve dengeli yaşam, gribe karşı kişisel direnci arttırır. Sık sık elleri yıkamak ise gribin önlenmesinde bilinen en eski ve en basit yoldur."
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #38 : Ağustos 05, 2007, 16:09:12 » |
|
Yazın sıcakların artmasıyla birlikte halsiz ve yorgun oluruz. Çok terleriz, böceklerle boğuşuruz, serinlemek için girdiğimiz deniz ve havuzlarda boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Tüm bu tehlikelerine karşı herkesin en sevdiği mevsimlerden biri olan yazı bu yıl sağlıklı geçirmeye ne dersiniz?
Uzm. Dr. Hasan Aslan, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, suda boğulmanın, yaz aylarında çok sık görülen bir kazayla ölüm sebebi olduğuna dikkat çekerek, iyi yüzme bilenlerin de tanımadıkları bölgelerde yüzerken dalga, akıntı, girdap ve kramp girmesi gibi sebeplerle boğulma tehlikesiyle karşılaşabileceği uyarısında bulundu.
Kişi yüzme bilmiyorsa veya tecrübesizse su kanalları, göletler ve havuzlarda boğulabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Aslan, küçük çocukların deniz kıyısında, suyun derin olmadığı yerlerde de kolayca bu tehlikeyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti.
BOĞULANA İLK YARDIM Uzm. Dr. Hasan Aslan, denizde veya başka yerde boğulmak üzere olan birinin yardımına giderken, suya atladıktan sonra kazazedeye doğru yüzülmesi gerektiğini ifade ederek, "Amacınız, hiç vakit kaybetmeden onu sudan çıkarmak olmalı. Sudan çıkardıktan sonra, bilinci yerindeyse ve solunum güçlüğü yoksa onu sakinleştirip ısıtın. Kazazede baygın olmakla birlikte solunumu varsa, kendisini yan yatırın, bu sayede, yuttuğu su dışarı çıkabilir ve suyun akciğerlere gitmesi önlenebilir. Ağızdan ağza suni solunum yapılırken, göğüs kafesine düzenli aralıklarla bastırılarak kalp masajı uygulanır. Ancak kalp masajı, sadece kalp atımı ve nabız alınmadığı hallerde yapılmalıdır. Boğulan kişi, akciğerlerinde suyun yol açtığı hasarı değerlendirmek amacıyla mutlaka hastaneye kaldırılmalı ve 48 saat süreyle kontrol altında tutulmalıdır" dedi.
BÖCEK SOKMALARI Böcek sokmalarının, özellikle yaz ve sonbahar başlarında tarlada çalışan, tatil ve piknik yapan insanlar için keyif kaçırıcı bazen de hayatı tehdit edici bir sorun olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Aslan, "Böcek sokması olan bölgeden uzakta şişme, kızartı, ürtiker, kaşıntı, kolik şeklinde karın ağrısı, kusma, ishal, göğüste sıkışma hissi, nefes almada zorluk, hırıltılı solunum, at sesi (larinks ödemi bulgusu), dilde şişme olabilir. Bu bulgular, ciddi alerjik reaksiyon ve anafilaksi bulgularıdır ve birkaç dakika içinde ortaya çıkar. Nabzın alınamaması ve kan basıncının düşmesi, bilinç bulanıklığı ve kalp durması, hayatı tehdit eden bulgulardır" diye konuştu.
Uzm. Dr. Hasan Aslan, karınca ile sokulmadan 30-60 dakika sonra yerel kaşıntı ve küçük su toplamış kabarcık (vezikül) ortaya çıktığını bildirerek, "Bunu 8-24 saat sonra püstül oluşumu izler. Karınca sokmasından sonra ikincil enfeksiyonlara engel olmak için bol su ve sabunla yıkanmalı, içi su dolu kabarcık sıkılmamalıdır. Topikal steroidli merhemler ve ağızdan H1 antihistaminikler kaşıntıyı azaltmak için kullanılabilir" dedi.
AKREP VE YILAN SOKMALARI Akrep sokmalarında da yara üzerine konan küçük bir buz parçasının ağrıyı azaltabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Aslan, "Yara temizlendikten sonra üzerine kortizonlu veya antihistaminik merhemler sürülebilir. Akrep sokmaları, tansiyon yükselmesi ve kas spazmları gibi ciddi reaksiyonlara sebep olabileceği için mutlaka bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Ağır vakalarda akrep panzehiri (antiskorpiyonik serum) uygulanabilir. Zehirli yılan sokmalarında da, sokulan kısım kalp seviyesinin altında tutularak hasta en yakındaki sağlık merkezine -xxx--xxx--xxx-ürülmelidir" diye konuştu.
Uzm. Dr. Hasan Aslan, güneş çarpmasının ise, kızgın güneş altında uzun süre kalanlarda ve daha çok çocuklarda görülen bir yaz hastalığı olduğunu hatırlatarak, "Şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma ve yüksek ateşle kendini gösterir. Hasta serin bir yere -xxx--xxx--xxx-ürülmeli, vücudu sıkan giysiler çıkarılmalı, başına soğuk kompres veya buz torbası konulmalıdır. Ateş çok yüksekse, vücut ıslak bir çarşafla sarılmalı, hasta havadar bir yerde tutulmalı ve serin bir cankurtaranla hastaneye taşınmalıdır" ifadelerini kullandı.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
|
 |
« Yanıtla #39 : Ağustos 05, 2007, 16:09:31 » |
|
Sıcak bir yaz gününde hiç bir şey, buz gibi bir karpuzun veya bol maydanoz, yeşil biber ve domatesle hazırlanmış bir çoban salatanın yerini tutamaz. Peki, bu lezzetli yiyeceklerin aynı zamanda, cildimizi güneşin zararlı özelliklerinden uzak tuttuğunu biliyor musunuz?
Günümüzde açık havada yapılan birçok aktivite ve su sporlarının, insanları saatlerce güneş ışınlarına maruz bıraktığını belirten uzmanlar, her gün alınan küçük dozlardaki güneş ışığının sağlığa çok yararlı olduğunu, ama fazlasının, rahatsız edici yanıklara, derinin kalınlaşmasına ve kırışmasına, ayrıca birçok deri hastalıklarına ve kansere sebep olabildiğine dikkat çekiyor. Beslenmeye gösterilecek özenle, vücutta güneşe karşı bir kalkan oluşturulabileceğini ifade eden uzmanlar, vücudun, güneşin etkilerinden korunmak, savunma kalkanı oluşturmak ve oluşan zararları tamir etmek için temel olarak C, E vitaminleri ve likopene ihtiyacı olduğunu bildiriyor.
C VE E VİTAMİNİ C vitamininin, vücudun güneş yanıklarına karşı en önemli savunma silahlarından birisi olduğunu vurgulayan uzmanlar, ayrıca, cildin kendini tamir etme mekanizmasına da destek verdiği gibi, güneşe karşı savaşta önemli olan E vitamininin depolanmasında da büyük rol oynadığını kaydediyor. Uzun süre güneş ışınları altında kalındığında azalan C vitamini seviyesini süratle yerine koymak gerektiğini belirten uzmanlar, bunun için, yaz aylarında rahatlıkla bulunan ve C vitamini yönünden çok zengin olan maydanoz, sivri biber, kivi, yeşil salata gibi besinlerin bolca tüketilmesini öneriyor.
Uzmanlar, cilt ve hücre yapısı için gerekli olan E vitamininin, vücut çalışmasındaki en önemli görevinin antioksidan özelliği olduğunu hatırlatarak, bunun dışında cildin bağışıklığını da arttırdığını ifade ediyor. Güneş ışınlarının, C vitamininde olduğu gibi E vitamininin de vücuttaki seviyesini azaltıcı etki yaptığını vurgulayan uzmanlar, bu sebeple, E vitamini yönünden zengin besinlerle bu seviyenin yükseltilebileceğini bildiriyor. Uzmanlar, bu konuda güvenilebilecek en zengin kaynakları, 'yeşil yapraklı bitkiler, yağlı tohumlar (fındık, ceviz, fıstık gibi), tahıl taneleri ve kuru baklagiller (nohut, kuru fasülye gibi) olarak açıklıyor.
LİKOPEN Domatesin kırmızı rengini sağlayan pigment olarak bilinen likopenin, E vitamininden daha güçlü bir antioksidan olduğunu kaydeden uzmanlar, insan tenine renk veren en önemli maddelerden biri olan likopenin, aynı zamanda vücudu bazı kanser tiplerine karşı da koruduğunu belirtiyor. Likopenin önemli özelliklerinden birisinin de, ultraviyole ışınlarının cilt üzerinde yol açtığı tahribata karşı güçlü bir kalkan oluşturması olduğunu ifade eden uzmanlar, bu önemli maddenin sağlanacağı en iyi kaynakların domates, karpuz ve greyfurt olduğunu bildiriyor.
Uzmanlar, yiyecekler dışında bitkilerin de güneş ışınlarının zararlarının önlenmesinde ve güneş yanıklarında tedavi amaçlı olarak kullanılabileceğini de kaydediyor. Uzmanlar, hem antioksidan olarak hem de yanık tedavi edici ve sakinleştirici olarak kullanılabilen yeşil çaydan günde 2 bardak içilerek gözle görülür faydalar sağlanabileceğini vurguluyor.
Uzmanlar, tüm bu yukarıda anlatılanların yararlı olabilmeleri için, yiyecek veya içecek maddelerinin, güneşe çıkmadan yarım saat veya 1 saat önce tüketilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor. Uzmanlar ayrıca, güneş ışınları yeterli alındığı takdirde çok yararlı olduğunu, gün boyunca alınacak 20-30 dakikalık güneş ışığının, vücudun D vitamini üretmesi için çok önemli olduğunu, hatta vücut sağlığı için de vazgeçilmez olduğunu hatırlatıyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
ßizi ßizden ßaşka kimse iLgilendirmez kimsede ßizimLe ilgilenmesin gerekmez KéNdiNizi PaHaLı ZaNNéTMéyin HéPNiZiN !NdRiMLi qüNLéRini ßiliyorum!
|
|
|
|
SuperNetim.Com
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|